İçeriği atlamak için "Enter"'a basın

Ayetel Kürsinin Faziletleri Nelerdir?

Ayetel kürsi okumanın faziletleri nelerdir?, mucizeleri, arapçası ve muhteşem düzeni hakkında bilgileri bu yazımızda bulabilirsiniz.

AYETEL KÜRSİ FAZİLETLERİ

Okunan eve şeytan giremez. Büyücüler ve büyü giremez. Koruyucu bir ayettir.
Okuyan kişi hem fani dünyada hem de ahirette yüksek makamlara ulaşır.
Günahlardan kendini sakındırmaya başlar. Yani günahlardan ve günah işlemekten uzak durur.
Huzura erişir. Mevkisi ve makamı yükselir. Manevi cesareti artar.
Her isteği, duası yerine gelir. Fani dünya yaşamı ve ahiretle ilgili olan istekleri geri çevrilmez.
Okuyan kişi kendini güven içinde hisseder.
Cinlerin, şeytanların ve insanların zararlarından korunmuş olur.
Yatmadan önce okunursa, iki melek onu korumakla görevlendirilir. 2 melek başında durur ve okuyan kişiyi korur.
Sıkıntılı durumlarda okursanız, kendinizi daha rahat hissedersiniz. Sıkıntı geçer.
Tehlikeli bir anda okursanız, tehlikeden korunur ve kurtulursunuz. Tehlike anının ne zaman geleceğini bilemeyeceğimiz için ayeti ezberlemeniz yararınıza olur.

Allah-ü Teala geçmiş günahlarınızı bağışlar.

İnsanların daha iyi anlaması için yüce Allah kürsü’den bahsediyor. Kürsü
bir güç, kuvvet, otorite, hakimiyet, bir gücün toplandığı ve bütün
kararların verildiği nokta anlamına geliyor. Onun için bu ayete Ayetel
Kürsi denilmiş.

AYETEL KÜRSİ’NİN MUHTEŞEM DÜZENİ

Ayetel Kürsi 9 cümleden oluşur. Birinci cümle Allah’ın iki güzel ismi ile biten güzel bir cümledir. Nedir bu isimler?
El Hay ve El Kayyum; Hep yaşayan ve Yaşamın kaynaklarını elinde tutan, bütün oluşumların ayakta tutulmasının ve korunmasının nedeni Allah’tır.
Burada inanılmaz olan şey birinci cümleyle sonuncu cümle arasındaki ortak noktadır. Bu ortak nokta “hüvel aliyyül azim” kısmıdır. Gördüğünüz gibi ilk cümlede de son cümlede de Allah’ın iki ismi var.

Peki ikinci cümleye geçelim. Hatta ikinci cümleye geçmeden önce sizlere “güven” ile ilgili bir şeyler anlatayım.

Güvenlik bekçilerini biliyorsunuz değil mi? Gerçekten zor bir işleri var. Yerlerinden bile kıpırdamadan duruyorlar. Fakat eğer bir güvenlik görevlisiyseniz, kulübede durmak zorundasınızdır. Çünkü size verilen görev budur. Veya saatlerce güvenlik kamerasının ekranı başında aynı görüntüye bakmanız gerekir. 8 saat veya 12 saat kısacası sabaha kadar… Tabii uzun süre nöbette durduğunuz zaman ne oluyor? Uykunuz geliyor ve yorgunluk bastırıyor. Siz tabii ki çok dindar bir insan olduğunuz için hiç film veya dizi izlemiyorsunuz.  Şimdi “film” demişken, aksiyon filmlerinde neler oluyor? Bir adam bir mekana sızmak istiyor. Ancak güvenlik görevlisi var. Fakat güvenlik görevlisi uyukluyor. O da güvenlikçinin uyukladığı sırada boynunu çevirip etkisiz hale getirerek içeri giriyor. Eğer hikayeyi anladıysanız şimdi konumuza dönelim.

Allah azze ve celle kendisi hakkında ikinci cümlede şöyle buyurur:
“lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm”
“kendisini uyuklama ve uyku tutmaz.”

Uyuklama nedir? Uykudan önceki kısımdır. Yani yorgun olduğunuz anlarda uyuklarsınız. Gözleriniz hafiften kapanmaya başlayabilir. Uyumazsınız lakin her an uykuya dalacak gibisiniz. Bakın önce “sina” gelir.

Hani cumada hutbe okunurken uyku alemine geçiş vardır. İşte o ‘sina’dır. Hutbenin sonlarına doğru horlama ise “nevm”dir.  Yani uykuya dalmışsınızdır. Ayette geçen sina ve nevm farkını anladınız değil mi? Uyuklama ve uyku. Bunlar ikinci cümleydi. İkinci cümlede beşerde olan, fakat Allah’ta olmayan şeylerden bahsediliyor. (yorulma, uyuklama ve uyku) Hani bazen kendimize “sadece gözlerimi dinlendiriyorum ama uyumuyorum” dediğimiz anlar olur ya. Sonrası tabii uykuya dalış, horlama falan… İkinci ayet uyuklama ve uyku hakkındadır. Peki ya sondan ikinci ayet ne?

“Gökleri ve yerleri koruyup gözetmek kendisini yormaz” Biri yorulduğu zaman ne oluyor? Ağırlık çöküyor değil mi? (sina ve nevm) İkinci cümle ve sondan ikinci cümle birbiriyle bağlantılı, görüyor musunuz?

Ayetel Kürsi’nin üçüncü cümlesine geçelim.
“Göklerdeki her şey, yerdeki her şey onundur.”

Devamını anlatmadan önce Allah’ın “Malik” ve “Melik” isimleri arasındaki farkı anlamalıyız. Allah’ın iki ismi: Malik ve Melik. İnşAllah farkı açıklayabilirim; çünkü gerçekten çok daha fazla hayranlık duyacaksınız. Malik “sahip olan” demek yani “sahiplik”. Melik ise “kral (hükümdarlık)” anlamına geliyor.

Peki krallık ve sahiplik arasında bir fark var mıdır? Kesinlikle vardır. Siz bir kalemin sahibisiniz fakat “Ben bu kalemin kralıyım, hükümdarıyım” demezsiniz. Farkı anladınız mı? Sahiplenmek küçük şeylerde olur. Örneğin araba, ev, bilgisayar ve bir telefonun sahibi olabiliriz. Ancak kralı olamayız. Krallık daha büyük şeyler içindir. Bir başka açı da şudur. Sahiplik mal ile ilgili bir husustur. Ancak krallık… Yani bir arsanın kralı olunamaz. Ancak onun üzerinde yaşayan insanların kralı olunabilir. Krallık halkı kontrol etmek üzerinedir. Sahiplik ise maddeyi kontrol etmek üzerinedir. İşte fark bu.

Ancak Allah diyor ki: “Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi O’nundur.”

Bu cümle ne hakkında? Sahiplik değil mi? Sahiplik küçücük, mikroskobik şeylerde de geçerlidir. Her zerrenin sahibi Allah’tır. Peki ayetin sondan üçüncü cümlesi ne?

“O’nun kürsüsü (hükümranlığı) gökleri ve yeri kuşatmıştır.”

Allah kürsüsünden bahsederken neyi kast ediyor? Krallığından… Bir taraftan sahiplik diğer taraftan ise hükümranlık. İkisi birbirini tamamlıyor. Eğer sadece sahip isen kral değilsin ve eğer sadece kralsan sahip değilsin. Daha farklı şekilde anlatmaya çalışayım. Bir adanın kralı olabilirsin. Peki bu o adadaki her şeye sahip olduğun anlamına gelir mi? Hayır. Allah hem her şeyin sahibi hem de kralıdır. İkisi de gereklidir. Bir kişi her şeye sahip olupta kral olmayabilir. Peki bu mümkün mü? Her şeye sahip ama kral başkası. Böylece biz mülk sahibi olduğumuz halde otorite başkasının elinde, veya tam tersi. Allah hem Malik hem de Melik. Allah’ın Malik ismi üçüncü cümlede ve Melik ismi sondan üçüncü cümlede. Buradaki bağlantıyı da anladıysak diğer cümleye geçelim.

Dördüncü cümle neydi? “İzni olmaksızın onun katında şefaatte bulunacak kimdir?”

Allah diyor ki: Kimse seni kurtaramayacak ne annen, ne baban, ne deden, ne kuzenin, ne de patronun. Kıyamet günü kimse kafasına göre Allah’ın huzurunda “ama o iyi birisi” gibi şeyler diyemeyecek. Hani bugünlerde onu yapıyorlar. “O özel konuğumuzdur sıra beklemesin alın içeri” Kısaca torpil diyelim… Hayır, kıyamet günü işler öyle yürümez. Tabii Allah’ın izin verdikleri müstesna… Böylelikle, bu ayet Allah izin vermedikçe kimsenin otorite sahibi olamayacağı anlamına gelir. (Allah’ın izni hariç)

Sondan dördüncü cümleye bakalım: “Onlar onun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar.”

Dördüncü ve sondan dördüncü cümle Allah hakkında bir ifadeden bahsediyor ve cümlelerin ikisi de tek müstesnadan bahsediyor. İfadeler neydi? Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceği ve kimsenin Allah’ın izni olmadan onun ilmine sahip olamayacağı. Diğer türlü hiçbir şey bilemezler.

Ayetel Kürsi’de birbiriyle ilişkili cümleler nelerdi?
Birinci ve dokuzuncu
İkinci ve sekizinci
Üçüncü ve yedinci
Dördüncü ve altıncı

Geriye bir tek ortadaki beşinci cümle kalıyor. Beşinci cümlede Allah diyor ki: “O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir.”

Ve o ayetteki cümlenin ilerisinde ve gerisinde olanları biliyor. Ortada bir ayrım olarak belirtilmiştir. Kim böyle konuşur ki? (SubhanAllah)

Şunu iyi anlamalısınız. Biz günümüzde Kuran’ı bir kitap veya bir metin olarak okuyoruz. Cümle 1,2,3,4,5,6,7,8 diyoruz. Peki peygamber efendimiz ve sahabeler döneminde durum böyle miydi? Hayır! Çünkü ilk olarak konuşarak aktarılmıştı. Peygamber efendimiz ise sözlü olarak aktarıyordu. Bütün bunları önümüze koyduğumuzda, farkediyoruz ki Kur’an-ı Kerim kusursuz bir konuşma metni olarak indirilmiştir.

Bir şeyi yazdığınız zaman mı daha çok hata yapma payınız vardır yoksa okuduğunuz zaman mı? Bir şeyi söylediğiniz zaman geri alması zordur. Ancak misal verelim bir e-posta yazdığınız zaman göndermeden önce bir kez daha okursunuz ve gerekli yerleri düzeltirsiniz. Geri alma imkanınız vardır fakat bir şeyi bir kere söyledikten sonra artık olay bitmiştir. Allah Kuran’ı yazılı bir metin olarak aktarmamıştır, sözlü olarak aktarmıştır. Biliyor musunuz, gayri müslim olan dil bilimcilerinin tamamı bu mucizeleri gördükten sonra sözlü olarak aktarıldığını asla kabul edemediler.